Anne, bebek, bakıcı üçgeni

Annelik hamileliğin ilk anı itibariyle başlayan bir yol…  Günümüzde bu yolda  anneleri en zorlayan adımlardan biri, bebeğini bir bakıcıya emanet etmektir. Profesyonel bir destekle birlikte; doğru, güvenilir kişiyi bulduktan sonra da bitmez üstelik bu zorlu adım. Bakıcı artık annenin en büyük yardımcısı  iken, bir taraftan da farklı bir huzursuzluk nedeni olmaya başlar.

“Ya çocuğum bakıcısına benden daha çok bağlanırsa?”

Özellikle ilk annelik tecrübesini yaşayan genç anneler, tecrübeli ve bebek bakımına oldukça hakim olan bakıcıları karşısında yetersizlik hissederek, bebeğinin kendisinden daha çok bakıcısını sevmesi, onu kendisine tercih etmesi gibi endişeler yaşayabilirler. Özellikle bakıcı ve çocuk arasındaki ilişki olumlu ve sağlıklıysa, bu durum annenin endişelerini arttıracaktır. Oysa ki bu durum öncelikle bakıcının bebeğe doğru yaklaştığını ortaya koymaktadır. Yani bebeğin, beslenme, temizlenme ve uyku gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor demektir. Bebek temel ihtiyaçlarını sevgi ve şefkatla karşılayan kişi ile olumlu bir bağ kurar. Ancak bu bağ ile “anne-bebek” arasındaki bağı ayrı tutmak gerekir. Çünkü bir bebek henüz anne karnındayken, anne ile bebeği arasında duygusal bir bağ oluşmaya başlar ki, sağlıklı kurulmuş bu bağın yeri doldurulamaz. Yani bir bebek hiç kimseyi annesinin yerine koymaz. Bazen, çalışma hayatına dönen annelerin bu endişelerinin derinliklerinde, bebeklerine yeterince zaman ayıramadıkları düşüncesinin yarattığı suçluluk duygusu yatar. Elbette doğum sonrasında da annenin bebekle, bebeğin de annesiyle olan bağını güçlendirmeye ihtiyacı olacaktır ancak bunun için, 24 saate ihtiyaç yoktur. İşten eve döndükten sonra bebeğe ayırılan zaman, tensel temas ve hatta annenin sesi bu ihtiyacı karşılayacaktır.

Bebeğin ihtiyacı olan; annenin huzurudur.,

Unutulmamalıdır ki bir bebeğin gelişimi için ihtiyacı olan en önemli faktör, annesinin huzurudur. Kuşkusuz annenin ilk süreçte bir takım kaygı, huzursuzluk, sinirlilik gibi duygular arasında boğuşması doğaldır. Ve kesinlikle bu konuda  yalnız değildir. Anneliğinin ilk aylarında bu duygu karmaşalarını yaşamayan anne neredeyse yoktur herhalde. Bu bilinçle annelerin süreçte kendilerini rahatlatmaları ve bu olumsuz duygularla baş etmeleri faydalı olacaktır. Çünkü bu olumsuz duygu durumunu ilk fark eden yine  bebekleri  olacaktır. Her ne kadar bazen anneler bunu bebeklerine yansıtmadığını düşünse de, ana karnında oluşan o büyülü bağ devam etmekte ve bebekler içine girecekleri duygu durumunu annelerinin yüzünde okumaktadır. Dolayısıyla bakıcı- bebek ilişkisine dair annenin yaşadığı gerginlik, onu bakıcıya emanet etme durumundan daha fazla etki bırakabilir bebek üzerinde.

Özetle; annelerin bebekleri ve bakıcıları arasındaki olumlu ilişkiyi; kendileri ve bebekleri arasındaki bağ açısından  asla bir risk ya da engelleyici faktör olarak görmemesi gerekir. Aksine, kurulan sağlıklı ilişki, anneyi rahatlatmalı; kendisini seven ve ihtiyaçlarını karşılayan bir bakıcı ile bebeklerine sağlıklı bir gelişim ortamı hazırladıklarını biliyoruz. Unutulmamalıdır ki bebeklerin, kendilerine bakan kişiye olan sevgi ya da ilgileri ile annelerine olan bağ ve sevgileriyle karıştırılamayacak kadar farklı bir konumdadır.