Evler oyun parkı değil

Bugün günlerden pazartesi, yeni bir iş gününe başladık. Dün Maçka parkında arkadaşlarımla beraber zaman geçirirken etrafımı seyre daldım.

Uzun zamandır bu konu hakkında bir yazı kaleme almak istiyordum. Fakat yazamamıştım. Şimdi tam zamanı…

Maçka parkında anneler babalar çocuklar köpekler hep beraberler. Çocuklar evde atamadıkları enerjilerini son damlasına kadar parklarda atıyorlar. Koşuyorlar gülüyorlar eğleniyorlar.

Evet, çocuk dediğin oynar.

Son dönemde polikliniklere benim çocuğum sanırım “hiperaktif” diye bir çok anne başvuruyor.

Acaba bu tanımlama doğru mu? Bunu konuşalım.

Büyük şehirlerde 1990’lı yıllardan sonra çocuklar bazı sosyolojik nedenlerden dolayı evlerde daha çok zaman geçirmeye başladı.

Evler artık çocuklarımızın oyun parkı, spor salonu, müzik eğitim aldığı kompleksler haline geldi.

Okul dışında tüm zamanını evde geçiren çocukların yardımına teknoloji yetişti.

Bilgisayar oyunları ve teknolojik gelişmeler onun zamanına talip oldu. Fakat bu durum çocukları evlere daha çok bağladı.

Her çocuğun kendi enerjisi vardır. Bu duruma bir bilimsel ad koymaya gerekte yoktur. Adı üstünde çocuk enerjisi…

Bu enerji her gün kullanılır ve yeniden şarj olur. Bu enerjiyi dışarda oyun alanlarında tüketemeyen kullanamayan çocuklar evde kullanmaya çalışırlar.

Sonuç yerinde duramayan kabına sığmayan bir çocuk…

Aileye göre ise hiperaktivite…

Bu çocuklar hiperaktif değiller, bu çocuklar pasif ev çocuklarıdır.

Dün hissettiğim şey tam buydu. Acaba dönem değişiyor mu, yeni ailelerçocuklarını evlerden o korunaklı güvenli düşündükleri yerlerden çıkarmaya başladılar mı?

Çözüm nedir?

  • Onlara arkadaşları ile oynayabilecekleri sosyalleşe bilecekleri ortamlar sağlamak.
  • Onlara destek olmak.
  • En iyi dostlarının teknolojik oyunlar olmasına izin vermemek.
  • Aileleri ile birlikte kaliteli zaman geçirmesini sağlamak.

Bugünlerde televizyonlarda bir reklam dönüyor “güzel bir slogan”

Çıkarın kışlık botları çim sizi bekler…

Sağlıklı mutlu nesiller…